 |
SOHBETLER |
 |
MÜRŞİD
FARZDIR
KISININ
MÜRSIDINE ULASMASI, TÖVBE EDENE ALLAH'IN IHSANLARI,
KISININ DALALETTE OLMASI
A. KISININ MÜRSIDINE ULASMASI
insan hangi sartlar altinda hûsuya ulasir ve hûsuya
ulasmis olarak kildigi hacet namazi ile mürsidine
ulasir?
Herkesin etrafinda her an olaylar cereyan
etmektedir. Her olayda Allah'in bize ulastirmak
istedigi bir mesaj bulunmaktadir. Çünkü Allah'u
Teâlâ her olayda bizi kendi güzelliklerine
ulastirmak istemektedir. Yani: mutluluga ve
saadete..Bu birinci basamaktir.
Bu olaylardan bizler ya gerekli dersi çikartabilir
ve Allah'in istedigi gibi bir harekette bulunuruz
veya çikartamayiz ve yanlis bir davranista
bulunuruz. Ama etrafimizda cereyan eden olaylar ne
olursa olsun biz istesek de istemesek de bu
olaylardan birtakim intibalar ediniriz ve bu
intibalar kalbte bir izlenim, bir tortu birakir. Bu
ikinci basamaktir. Allah'u Teâlâ Maide sûresinin
7'inci ayet-i kerimesinde diyor ki:
"Allah sinelerdekini en iyi bilendir"
Allah bütün insanlarin kalplerine bakar, kalpleri
her an kontrol altinda tutar, insanlarin
kalplerindeki tortular eger pozitif istikamette bir
gelisme gösteremezse, Allah o insanlara manevi
yardimda bulunmayacaktir. Ama aksi de varit
olabilir. Allah bir insanin kalbinde, Allah'in irsad
yoluna dogru bir meyil görürse, o kisiye derhal
yardim etmeye baslar.
Allah'in irsad yolu ve seytanin gay yolu
birbirlerinden kesin sekilde ayri iki yoldur.
Allah'u Teâlâ kalpte seytanin gay yoluna dogru bir
meyil görürse o kisinin manevi yardim almasi mümkün
degildir. Allah'u Teâlâ Araf sûresinin 146'nci
ayet-i kerimesinde seytanin gay yoluna tabi
olanlardan bahsetmektedir. Allah'u Teâlâ buyuruyor
ki:
"Biz o insanlara ayetlerimizin gerçek anlamlarini
belirtmeyiz ki, onlar yeryüzünde haksiz yere gururla
yürüyenlerdir."
Bu gurur konusu Kur'an-i Kerimimizde son derece açik
olarak islenmektedir. Gururlu insan kimdir?
Herseyden evvel herhangi bir mürsidin önünde egilip
de onun elini öpmeye tenezzül etmeyen insandir.
Çünkü bu o kisi için bir zuldür. Ve Allah'u Teâlâ
Araf sûresinin 40'nci ayet-i kerimesinde diyor ki;
"Kibirlilere, gururlulara ve ayetlerimizi inkar
edenlere gök kapilari açilmaz."
Bu kisilerin ruhlari ölmeden evvel asla Allah'a
ulasmaz. Demek ki, bir insanin durumu Araf sûresinin
146'nci ayet-i kerimesinde kibirle baslayarak
anlatilmaktadir. Bu kibirlilerin nereye ulasacagi
hakkinda da bir açiklama bulunmaktadir:
"Onlar, yeryüzünde haksiz yere kibirle dolasanlardir.
Onlara bütün ayetlerimizi gösterseniz onlar hakkinda
tam bir bilginin sahibi olmazlar." (Onlara
inanmazlar)
Bu durumun da ötesine geçilerek;
"Onlar Allah'in irsad yolunu gördükleri zaman onu
kendilerine yol ittihaz etmezler, onlar seytanin gay
yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz
ederler" buyurulmaktadir.
Bugün dünya üzerindeki birçok insan Kur'an-i
Kerim'in eskimis oldugunu, Kur'an-i Kerim'in bundan
14 asir evvelki insanlara indirilmis, hükümlerini
yitirmis oldugunu, artik insanlarin Kur'an-i Kerim'e
ihtiyaci bulunmadigini, transandantal meditasyon
gibi yeni seyler yapilmasi gerektigini
söylemektedirler. Bu konuya ayrica deginecegiz.
Ancak bu safhada böyle söyleyen insanlarin ellerinde
geçerli hiçbir sey bulunmadigini ifade etmekle
yetinelim. Kaldi ki Kur'an-i Kerim insanlarin bugün
ulastiklari ilmin çok ötesinde bir ilmin sahibidir.
Kur'an-i Kerim sadece bu günün degil, bundan 10 asir
sonra insanlar yasamakta olsalar onun da ilminin
ötesinde bir ilime sahiptir. Bundan asirlarca evvel
El Cabîr matematige negatif degerleri koymustur. Su
anda dünya üzerindeki ilimlerden yalniz matematik
Kur'an gerçegini en iyi sekilde ifade etmektedir. Ne
nükleer fizikte, ne nükleer kimyada, ne de diger
pozitif ilimlerde Allah'in bütün gerçekleri ne yazik
ki yasanmamaktadir. Mesela, negatif agirliklardan
bahsedilse, size böyle birsey yoktur denecektir.
Ancak, negatif degerler vardir ve bütün karsit
elektronlarin agirliklari negatiftir. Ve bu negatif
degerler ilimdeki yerini almadikça gerek nükleer
fizikte, gerek nükleer kimyada kanunlarla degil
postulatlarla çalisilmaya devam edilecektir. Bugün
yapilan budur. Çünkü cereyan eden olaylari, negatif
degerleri açiklayamayan bugünün ilmi bunlari "postulattir",
"ispati yoktur" diyerek geçistirmekte ve gerçege
ulasamamaktadir.Negatif agirliklari kabul etmeyen
âlimler, kendi hudutlarini kapatarak daha öteye
geçememektedirler.
insanin Allah ile olan iliskilerinde, Allah'u Teala
kisinin kalbine bakar. Kisinin kalbinde eger Araf
sûresinin 146'nci ayet-i kerimesinin izlenimi varsa,
"Onlar Allah'in irsad yolunu gördükleri zaman onu
kendilerine yol ittihaz etmezler. Onlar seytanin gay
yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz
ederler."
Allah kalbe baktigi zaman bu izlenimi görüyorsa o
kisinin Allah'tan manevi yardim almasi mümkün
degildir. Allah kisinin kalbine baktigi zaman Bakara
sûresinin 256'nci ayet-i kerimesinin sonucunu
görüyorsa, ki bu ayet-i kerimede;
"Dinde zorlama yoktur, irsad yollariyla, gay yollari
birbirinden kesin sekilde ayrilmistir. Kim seytani
inkar ederek kendisine irsad yolunu seçerse, o kisi
mü'min olur. Ve kainatta Allah'tan kopmasi mümkün
olmayan en saglam kulba (urvetil vuskaya) yapisir"
denilmektedir.
O kisiler Allah'in irsad yolunu, Allah'a ulastiracak
olan Sirat-i Müstakiymi kendilerine yol olarak
seçenlerdir. Bakara sûresinin 256'nci ayet-i
kerimesine göre. Bu üçüncü basamaktir. Allah bu
kisiye Rahim esmasiyla tecelli eder. Rahim esmasi o
kisinin ileride nefsî emmareden, levvameye,
mülhîmeye ulasmasi için Allah'in o kisi üzerinde
mutlaka olusmasi lâzim gelen tecellisidir. Bu
dördüncü basamaktir.
Besinci kademede Allah'u Teâlâ o kisiden ön rizayla
razi olmaktadir. Maide sûresinin 16'nci ayet-i
kerimesine göre Allah'a ulasmak konusunda talep
sahibi olanlarin mutlaka Allah'a ulasacagi
belirtildiginden, Allah'u Teâlâ irsad yolu
konusundaki bir talebi kisinin kalbinde sezerse,
ondan o istikamette razi olmaktadir.
Altinci kademede Allah onlara isittirir. Allah'in
isittirmesi ne demektir? Bir insanin kulaklari
normal statü altinda duyuyorsa, o kisi söylenen
sözleri kulaklari ile duyar, ama isitmez. Birisine
birsey söylediginiz zaman kendisine hitap ettiginiz
kisi baska bir sey düsünüyorsa sizin söylediginizi,
baska seyi düsündügü sürece isitmez, kulaklari duyar
ama isitmez. Isitebilmesi için kulagina ulasan
sözleri manâlandirmasi gerekir. Zikir bir faaliyetle
beraber yapilabildigi takdirde kisi söylenenleri
manâlandiracakyani isitecektir.
Allah'u Teâlâ'nin isittirmesinin hangi anlama
geldigini derinlemesine inceleyelim: Manevi konuda
isitilmesi, ögrenilmesi lâzim gelen seyleri Allah
bir insana isittirir veya isittirmez. Kisinin isitme
konusunda liyâkati varsa isitecektir, Allah
isittirecektir. Kisi böyle bir liyâkatin sahibi
degilse, yani kalbinde Allah'a, Allah'in irsad
yoluna dönük bir talep tasimiyorsa, bir yatkinlik,
bir meyil yoksa, Allah ona isittirmez, Isra
sûresinin 45 ve 46'nci ayet-i kerimelerinde Allah'u
Teâlâ söyle buyuruyor:
"Ve iza kara'telkur'âne ce'alnâ beyneke ve
beynellezine la yu'minûne bil'âhireti hicaben
mestura. Ve ce'alnâ âlâ kulubihim ekinne-ten en
yefkafiûhu vefiy âzâniHIm vakra..."
"Habibim, sen Kur'an-i Kerim'i kiraat ettigin (okudugun)
zaman seninle ahirete inanmayanlarin arasina
görünmez (gizli) bir perde (hicab-i mesture) kilariz.(ko
yariz) Kalplerinin üzerine fikih (idrak) etmelerini
önleyen ekinnet ve kulaklarinin içine isitmeyi
önleyen Vakra koyariz..."
Allah'u Teâlâ bu ayeti kerimede liyakati
olmayanlarla irsad makaminin arasina, irsad makamina
sevgi olusmasini önleyici gizli bir perde koydugunu,
kalpleri üzerine idrak etmelerini önleyen ekinnet
koydugunu, kulaklarina da isitmeyi önleyici vakra
isimli bir agirlik koydugunu buyurmaktadir.
Allah'u Teâlâ Hac Suresi 54. ayet-i kerimesinde de
bunun tam tersi olan insanlardan
bahsetmektedir.Ayet-i kerimede bu kisilere Allah'u
Teâlâ'nin duyurdugunu ve isittirdigini, arasindan
kalplerindeki ekinneti kaldirip, yerine ayetlerin
anlamini idraki saglayan "ihbat" sistemini
yerlestirdigini görmekteyiz..
"Ve liya'lemellezine ûtûl'ilme ennehûlhakku min
rabbike feyû'minû bini fetuhbite lehû kulübünüm...."
"Kendilerine ilim verilinlerin Rablerin-den gelenin
hak olduguna iman etmeleri için kalplerine ihbati
koyariz...."
Yani Allah'u Teâlâ bu "ilim verilenlere "onu
duyuruyor ve isittiriyor.arkasindan da kalbindeki
ekinneti kaldiriyor.
Allah'u Teâlâ ekinnetin yerine "ihbat'i koyuyor.
Allah kisiye Allah'in hakikatlerini anlamasi için
yardimda bulunuyor. Enfal sûresinin 23'üncü ayet-i
kerimesinde Allah diyor ki:
"Allah kendilerinde hayir gördüklerine isittirir."
Kalbe baktiginda Allah'a dogru bir meyil görürse ona
mutlaka isittiriyor, çünkü bu hayrin isaretidir. Ama
böyle bir durum yoksa Allah'u Teâlâ'nin o insanlara
isittirmedigini görüyoruz. Allah'in isittirdigi
insan baskalarindan farkli olacaktir. Çünkü En'am
sûresinin 36'nci ayet-i kerimesi diyor ki:
"Sadece onlar Allah'in davetine icabet ederler ki
onlar isitenlerdir."
Allah'u Teâlâ Mülk Suresi 8,9,10 uncu ayeti
kerimelerde kiyamet sonrasi cehennemden bir kesit
veriyor.
"... se'elehüm hazenetüha elem y e'tiküm nezir.
Kaâlû belâ kad câenâ neziyrun fekezzebnâ ve kulnâ ma
nezzelallahû min sey'in entüm illâ fiy dalâlin
kebiyr. Ve kaâlü levkünna nesma'u ev na'kilil mâ
künnâ fiy ashabissa'iyr."
"Cehennem melekleri onlara " size uyaricilar gelmedi
mi?" diye sorarlar.Onlar da "Evet andolsun bize
uyaricilar geldi. Biz onlari tekzip ettik. Allah
hiçbir sey indirmedi, siz büyük bir dalalet
içindesiniz dedik." derler, ve derler ki eger
isitmis ve akil etmis olsaydik bu ates sahiplerinin
içinde mi olurduk.
Demek ki insanin isitebilmesi, idrak edebilmesi
Allah'u Teâlâ tarafindan vücuda getirilen bir
husustur. Ama, Allah'u Teâlâ kisi ona lâyiksa
isittiriyor, lâyik degilse kisinin isitmesi ve idrak
etmesi mümkün degildir. Böylece, isiten insanlarin
Allah'u Teâlâ tarafindan isittirildigini ve bu
kisilerin kalplerine idrakin sokuldugunu görüyoruz.
Bu kisiler yedi tane basamakta amenu olmaktadirlar.
Kur'an-i Kerim'e göre bu yedi kademe söyle
özetlenebilir:
Birinci Basamak: Olaylar,
Ikinci Basamak: Olaylarin karsit davranislari ve
olaylarin insan üzerinde biraktigi izlenimler,
Üçüncü Basamak: Allah'in bu izlenimlere bakarak o
kisinin meylinin irsad yoluna dogru mu, yoksa gay
yoluna dogru mu oldugunu görmesi halidir. Eger meyil
Allah yoluna, irsad yoluna ise, Allah'a ulastirmak
istikametinde ise, bir sonraki basamakta olusur.
Dördüncü Basamak: Allah'u Teâlâ o kisiye Rahim
esmasi ile tecelli eder.
Besinci Basamak: Allah'u Teâlâ o kisiden, Allah'a ön
riza ile ulastirmak için razi olur.
Altinci Basamak: Kisinin isitmesidir. Kim Allah'a
dünya hayatinda ulasmak konusunda bir arzunun, bir
talebin sahibi ise, o kisinin Allah'in Zâtina
mutlaka ulasacagi kesindir. Çünkü, Allah'u Teâlâ
Ankebut sûresinin 5 ve 6'nci ayet-i kerimelerinde
söyle buyurmaktadir:
“fe men kânu yercu likâallahe fe inne ecelallahu
leat”
"Kim Allah'a dünya hayalinda mülâki olmayi, ulasmayi
dilerse Allah'in tayin ettigi o vakit mutlaka
gelecektir."
Allah'in Zâtina ulasmak için sabirla Allah'tan,
Allah'in Zâtina ulasmayi talep edenler, talep
ediyorlarsa mutlaka Allah'in Zâtina ulasacaklardir.
Çünkü böyle bir talebin sahibi olan kisiye Allah
isittirmistir.
Yedinci Basamak: Idrak etmektir. Allah isittirdigi
için kisi davet icabet eder ve amenu olur.
Kisinin amenu olmasindan sonra, o kisinin Allah'a
ulasmasina hiçbir kuvvet engel olamaz. Allah bunu
garanti etmektedir. Çünkü Hud sûresinin 29'ncu
ayet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz Hazreti Nuh'un
sözlerini belirtmektedir:
"Ey kavmim ben bu yanimda bulunan Amenu olanlari
yanimdan kovamam, çünkü onlarin hepsi mutlaka
Allah'in Zâtina ruhen ulasacaklardir, hepsi hidayete
ereceklerdir."
Bu ayet-i kerimeden, kim amenu olmussa o kisinin
hidayete ulasmasinin muhakkak oldugu anlasilmaktadir.
Amenu olduktan sonra kisiyi hidayete ulastiracak
diger basamaklar sunlardir:
Sekizinci Basamak: Tegabün sûresinin 11 'inci ayet-i
kerimesinde söyle açiklanmaktadir: Allah'u Teâlâ
diyor ki:
"Fe men yu'min billahi yehdih kalbehû"
"kim amenu olmussa o kisinin nefsinin kalbine
hidayeti koyar"
Dokuzuncu Basamak: Allah'in bir insanin nefsinin
kalbine hidayeti koymasi ile o kisinin kalbi Allah'a
döner.
Onuncu Basamak: Gögsün teslimlere açilmasi. Bir
insan bir sifre olan Allah kelimesini tekrarlayarak
Allah'u Teâlâ'yi çagirdigi zaman Allah'u Teâlâ:
Bakara Suresinin 186. ayet-i kerimesinde,
"uciybu davet et dâi izâ deâni" diyerek "Bizi kim
davet ederse onlarin davetine icabet ederiz"
buyurmaktadir.
Davet eden yani Allah kelimesini kullanarak, Allah,
Allah, Allah diyerek Allah'in ismini tekrar eden
kisinin gögsüne Allah, Allah'in katindan rahmet ve
fazilet gönderir. Ama o kisinin gögsünden kalbine
Allah bir yol açmamissa ve kisinin nefsinin kalbi
Allah'a dönmemisse Allah'tan gelen bu rahmet, enerji
partikülleri o kisinin kalbine ulasamaz ve gögsünden
tekrar Allah'in katina geri döner. Kisi zikrettigi
sürece rahmet akisi vardir, ama bu akis kisinin iç
dünyasinda bir degisiklik, bir aydinlanma, bir
nurlanma olgunlastiraniz. Bununla birlikte rahmet
akisinin çok faydasi bulunmaktadir. Üzüntülü kisi
tarafindan bir anda sakinlestirici trankilizan
ilaçlarin alinmasi yerine, Allah'in adinin bes
dakikalik bir süre zarfinda tekrar edilmesi kisiyi
hiçbir sakinlestirici ilacin yapamayacagi bir
rahatlik, bir huzura ulastirir. Allah'u Teâlâ'nin
çagrilmasi, O'nun rahmetinin kisinin gögsüne
gelmesine sebebiyet vermektedir. En'am sûresinin
125'nci ayet-i kerimesine göre yol açilmissa, rahmet
kisinin gögsünden kalbinin rahmet kapisina
ulasacaktir.
Onbirinci Basamak: Kalbe Allah'in Nurunun Ulasmasi.
Kalbin rahmet kapisina ulasan rahmet, kalbin, içine
girecektir. Bu sahada kalbe sadece rahmetin girmesi
söz konusudur, faziletler o an giremezler. Çünkü bu
iki tane faktör fazillarin kalbe girmesi için
yetmemektedir. Fakat kalbe giren rahmet Zümer
sûresinin 22'nci ayet-i kerimesine göre kalpte bir
aydinlik olusturmaktadir.
Onikinci Basamak: Kalpte Husu olusmasi. Kalbe giren
rahmetle kalpte olusan aydinlik, o kisinin husu
sahibi olmasini ifade etmektedir.
Allah'u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Hadid sûresinin
16'nci ayet-i kerimesinde:
"o kisinin kalbinde kisinin zikriyle ve haktan inen
rahmetle husu olusmasi zamani gelmedi mi?"
diye buyurmaktadir. Bu ayet-i kerimeye göre;
Allah'tan kisinin zikretmesiyle inen rahmet o
kisinin gögsüne gelmekte, gögsünden kalbine
ulasmakta, kalpteki mührün etrafindan içeri sizarak
kalbin içini aydinlatmakta ve böylece bu aydinlik
kisinin husu sahibi olmasini saglamaktadir. Allah'u
Teala Bakara sûresinin 257'nci ayet-i kerimesinde
söyle buyuruyor:
"Allah veliyyûlleziyne amenu yuhricuhüm
minezzulumati ilennuri"
"Allah amenu olanlarin dostudur; onlarin
nefislerinin kalplerini zulmetten nura, karanliktan
aydinliga ulastirir"
"velleziyne keferu"
onlar ki daha mü'min olmamislardir. Küfür
üzeredirler.
"Evliyahumüttagûte"
"Tagut'un; seytanin dostlaridir."
"Yuhrucunehüm minennuri ilezzulumati"
"Onlar da Tagut tarafindan nurdan zulmete
götürülürler. O kisilerin kalpleri aydinlandiktan
sonra seytan, karanliklarini göndermek sureti ile bu
kalpleri tekrar kapkaranlik hale getirir."
Onikinci Basamak; Hadid sûresinin 16'nci ayet-i
kerimesine göre husu sahibi olan kisi hacet namazini
kilarak Allah'tan mürsidini sorar.
Onüçüncü Basamak: Kisinin Mürsidine Ulasmasi. Husu
sahibi olarak kilman hacet namazi ile kisi mürsidini
sordugu an Bakara sûresinin 45'inci ayet-i kerimesi
geregince Allah o kisiye mutlaka mürsidini gösterir.
Kisi mürsidine ulasir.
Ondördüncü Basamak: Kisinin Tövbe Etmesi.
B. TÖVBE EDENE ALLAH'IN IHSANLAR
Bu tövbe ile Allah'in kisiye verdigi yedi tane ihsan
sunlardir:
1) Mürsidin ruhu o kisinin basinin üzerinde derhal
olusur. Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i kerimesi
geregince, Allah,
"Allah'in katinda egitim yapmis bir ruhu o insanin
basinin üzerine o gün ulastiririz" buyurmaktadir. Bu
husus Mü'min sûresinin 15'nci ayet-i kerimesinde de
anlatilmaktadir:
"Dereceleri yükselten ve arsin sahibi olan Allah
kullarindan lâyik olanlarin, (yani kendilerine hacet
namazi kildiklari zaman mürsidini göstermis
olanlarin) baslarinin üzerine emrinden bir ruh
ulastirir. O kisiye Allah'a mülâki olma gününün
geldigini haber vermek için"
Bizim ruhumuzdan Secde sûresinin 9'uncu ayet-i
kerimesinde bahsedilmektedir:
Ve nefeha fiyhi min ruhihi"
"insanin içine ruhumuzdan üfürdük"
Bizim içimize ruhumuz Allah'u Teala tarafindan
uçurulmustur. Halbuki Mü'min sûresinin 15'inci
ayet-i kerimesinde basimizin üzerine ulastirilan bir
ruh söz konusudur. Bu ruh, mürsidimizin ruhu,
Allah'in emriyle, Alah'in emrinden ve bir görevle
görevli, sözleri (bizim ruhumuza Allah'a ulasma,
Allah'a mülaki olma gününün geldigini, kendisi ile
beraber gelmesini belirten) bir özellik tasimaktadir.
Allah'u Teala bu ruha nimet demektedir. Allah'u
Teala ve Tekaddes Hazretlerinin bu hediyeye niçin
"nimet" dedigi ise yedinci ihsan açiklanirken
belirtilecektir.
2) Ruh vücuttan ayrilarak Sirat-i Müstakiyme ulasir.
Nebe sûresinin 39'uncu ayet-i kerimesinde: "Zalikel
yevmül hakki fe men sâe etehaze ilâ rabbihi meaba"
"iste o gün Hak günüdür, dileyen kisi kendisine
Allah'a ulasan yolu yol ittihaz eder."
buyurulmaktadir. Çünkü Hakka ulasmak üzere
mürsidimizin elini öptük ve Allah'a ulasan Sirat-i
Müstakiymi kendimize yol olarak seçtik.
Mürsidin ruhu o kisinin basinin üzerinde olustugunda
o kisiye su sekilde tebligatta bulunur: "Senin
Allah'a ulasma günün "yevmüttâlak", Allah'a mülâki
olma günün geldi, der. Ve ruh vücuttan ayrilarak
mürsidi ile beraber onun ait oldugu dergâha gider,
Sirat-i Müstakiyme ulasir. Dergâhta bir rahleyi
tedris olayi baslar. Bir süre yer egitiminden sonra
o ruh mutlaka Sirat-i Müstakiym üzerinde Allah'a
dogru "seyri sülük" adi verilen yedi katlik bir
yolculugu devam ettirecektir. Bu yedi katlik
yolculugun sonunda o ruh mutlaka Allah'a "meab"a
ulasacak, "evvab" olacaktir. Allah bunu garanti
etmektedir. Kim bu noktaya gelmisse o kisinin ruhu
mutlaka Allah'in Zâtina ulasir, yani o kisi, ruhunun
Allah'a verdigi misakini yerine getirir. Mutlaka
nefsi tezkiye olur. Mutlaka fizik vücudu seytana kul
olmaktan kurtulur ve Allah'a kul olur.
3) Kisinin kalbine iman yazilmasi ve mü'min olmasi.
Allah'u Teâlâ Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i
kerimesinde söyle buyurmaktadir:
Ve ketebe fiy kulubihim imâne" "onlarin kalplerine o
gün imani yazariz"
Mürsidine ulasan kisinin kalbine o gün iman
yazilmaktadir ve o kisi o gün Hucurat sûresinin
14'ncü ayet-i kerimesine göre mü'min olmaktadir.
"kâletil a'râbû âmenna kül lem tü'minû ve lâkin kulu
eslamnâ ve lemmâ yed hulîl imânü fî kulûbiküm"
"Araplar: "mü'min olduk" dediler. De ki: "mü'min
olmadiniz. Ama islam dairesine girdik deyin, çünkü
iman henüz kalbinize girmedi."
4) Kisinin nefs tezkiyesine (islah-i nefse)
baslamasi.
Kisi her zaman zikir yapabilir ama bu zikrin nefs
tezkiyesi hüviyetini kazanabilmesi üç tane sarta
baglidir.
1- Kisinin kalbinin Allah'a döndürülmesi. (Tegabün
sûresinin 11'inci ayet-i kerimesi geregince)
2- Kisinin gögsünden kalbine rahmet yolu, fazilet
yolu açilmasi (En'am sûresinin 125'inci ayet-i
kerimesine göre)
3- Kisinin kalbine, Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i
kerimesine göre Allah'in imani yazmasi
gerekmektedir.
Bu üçüncü sart bir insan mürsidine ulastigi takdirde
gerçeklesmektedir. Bu durumda hiç kimse mürsidine
ulasmadan mü'min olamaz, kalbine iman yazilamaz,
nefs tezkiyesine baslayamaz. O gün, islah-i nefse
baslamasi kisiyi mü'min kilar. Mü'min sûresinin
40'nci ayet-i kerimesinde Allah'u Teâlâ "o kisiler
ki islah-i nefse baslamislardir, iste onlar
mü'minlerdir" demektedir. Demek ki islah-i nefse
baslamak açisindan da o kisi o gün mü'min olmaktadir.
Nefs tezkiyesinin tahakkuku mutlaka o kisinin
kalbine imanin yazilmasini gerektirmektedir. Bu
durumda baslangiçtaki soruyu tekrar soruyoruz:
Mürsit farz midir? Eger mürside ulasilmadikça
kisinin kalbine Allah imani yazmiyorsa, kisi mü'min
olamiyorsa, kisi 10 ayet-i kerime geregince
dalâlette ise mürsit farzdir.
5) Kisinin o güne kadar isledigi bütün günahlarinin
sevaba çevrilmesi:
Herhangi bir tövbe Allah'u Teâlâ tarafindan kabul
edildigi takdirde kisi hangi konuda tövbe etmisse o
konudaki günahlarini af eder. Ama mürsidin önünde
yapilan bir tövbede durum farklidir. Furkan
sûresinin 70'inci ayet-i kerimesinde Allah'u Teâlâ
söyle buyurmaktadir:
"illâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe
ûlâike yübeddilullahü seyyiâiihim hasenat"
"ancak kim tövbe eder, iman sahibi olur ve salin
amel (nefsi Islah edici amel) islerse iste onlarin
bütün günahlari sevaba çevrilir."
6) Kazanilan derecat bire on iken, Bakara sûresinin
261'inci ayet-i kerimesi:
"bir basaginda yüz bugday tanesi bulunan yedi
basakli bir bugday grubu kadar ona ihsanda
bulunuruz" seklindedir.
Normal standartlarda Allah kisinin bir tek sevabina
karsilik on sevap yazar. Ama Allah'u Teala, kisi
mürsidine ulastigi andan Emmare'yi tamamlayana kadar
bire 100, levvame'yi tamamlayana kadar bire 200,
Mülhime'de 300, Mutmainne'de 400, Radiye'de 500,
Mardiye'de 600, Tezkiye'de 700 katini ihsan etmeye
basliyor.
7) Allah'in kisiye iki salavat, bir rahmet
göndermesi Ahzap sûresinin 43'üncü ayet-i
kerimesinde:
"Allah salavatini gönderir. (Allah'in emrindendir.)
Melekler (onu tasirlar) ve bu salavat kime ulasirsa
o kisinin (kalbini) zulmetten nura çikarir"
denilmektedir.
Bir demir çubukta, manyetik alan olusmasi halinde
ona sarili olan bakir telin iki ucundan elektrik
enerjisi alirsiniz. Iste bu spin aynen bir tek daire
seklinde mürsidin basinin üzerinde olusur. Tahrim
sûresi 8'nci ayet-i kerime: Mürsidin ruhu kimin
basinin üzerine gelirse, bu salavat isimli enerjiyi
sonsuz bir sekilde çeker ve kisinin kalbine
ulastirir. Bu sebeple Allah'u Teâlâ ve Tekaddes
Hazretleri o insani salavat isimli kendi enerjisi
ile zulmetten nura çikarir, riziklandirir. Bir
besleyici sistemdir, nimettir. Mürsidin ruhunun
basinin üzerinde bulunan dairesel nur bir vasitadir.
Bu nurun nasil bir sey oldugunu merak edenler onu
görebilirler, gerektigi zaman Allah herseye
kaadirdir. Bir kisi Allah'in belli kademelerinden
geçerek Allah'in tayin ettigi mürside ulasmissa
yeryüzünde hiçbir kuvvet onu Allah'a ulasmaktan,
nefsini tezkiye etmekten, fizik vücudunu Allah'a kul
etmekten men edemez. Bir kisinin mürside ulasmasi
bir çok açidan farz kilinmistir.
C. KISININ DALALETTE OLMASI
Mürside ulasamayan kisi on ayet-i kerime geregince
dalâlettedir. Bu on ayet-i kerime sunlardir:
1- Kasas-50:
"Habibim, eger senin davetine icabet etmezlerse bil
ki onlar kendi nefislerine tâbi olmuslardir. Kim
Allah'in davetçisine degil de kendi nefsine tâbi
olursa o kisiden daha çok dalâlette olan kim vardir?"
Ifade son derece açiktir. Bir insan için iki tane
alternatif vardir. Ya nefsine ya da mürsidine tâbi
olacaktir. Eger nefsine tâbi ise, dalâlettedir.
Mürsidine tâbi ise hidayete adim atmistir.
2- Kehf-17:
“fe men yehdillahü fe hüvel muhted ve men yudlil f
elen tecide lehu veliyyen mürsida"
"Allah kimi kendi Zâtina ulastirirsa o kisi hidayete
ermistir. Kimi de dalâlette birakmissa o kisi için
bir velî mürsid bulunmaz.”
Hidayete ermek baska sey, hidayete adim atmak baska
seydir. Mürsidinizin elini öptügünüz gün hidayete
adim attiniz ama hidayete ermediniz. Hidayete
erebilmeniz için nefsinizi Emmare, Levvame, Mülhime,
Mutma-inne, Radiye, Marziye, Tezkiye kademelerinde
temizlemek mecburiyetindesiniz. Bu süre içinde
de'Allah'a dogru yola çikan ruhunuzun Si-rat-i
Müstakiym üzerinde her nefs kademesinde bir gök kati
yükselmesi, seyri sülûk'u söz konusudur. Ancak siz
7'incrkademede nefsinizin kalbini
temizleyebildiginiz zaman ruhunuz Allah'in Zâtina
ulasacaktir. Ve vuslata vasil olacaktir. Yani siz o
zaman hidayete ereceksiniz. Hidayet Sirat-i
Müstakiymin bütün boyutlari ile asilmasidir.
Dalâlette birakilan insan niçin dalâlettedir? Bütün
insanlar için her devirde mutlaka velî mürsidler
vardir. Bu veli mürside Allah'tan sorup da tâbi
olmayan bir kisi kendi nefsine tâbidir. Öyleyse
dalâlettedir. Allah'u Teala aramadigi, sormadigi
için "velî mürsid bulunmaz" diyor.
3-Taha-123:
Haydi (hangi zaman parçasinda yasayacaksaniz)
hepiniz buradan inin (ait oldugunuz zaman
parçalarina gidin) yasadiginiz devirde size mutlaka
hidayetçilerimiz gelecek, kim o hidayetçilere tâbi
olursa sadece onlar dalâletten kurtulurlar.
4- Casiye-23:
"Habibim, o nefislerini kendilerine ilâh edinenleri
görmüyor musun? Allah onlari bir ilim üzere
dalâlette birakir."
Bu nefislerini ilâh edinenler, nefislerine tâbi
olanlar, mürsidlerine tâbi olsalardi hidayette
olacaklardi.
5 ve 6 – Cuma-2 ile Al-i Imran-164:
Bütün devirlerde yasayan insanlardan mü'min
olanlarin üzerine bir nimet olmak üzere mürsidler
baâs ederiz, vazifeli kilariz. (Onlarin arasindan ve
onlarin arasinda görev yapmak üzere) Ne yaparlar? 1-
Onlara Allah'in ayetlerini okurlar, tilâvet ederler.
2- Onlarin nefislerini tezkiye ederler. 3- Onlara
kitap ögretirler, Fena, Beka, Züht ve Teslim
kademelerinin ruhlarini ifade ederler. 4- Onlara
hikmet ögretirler ve iki Ayet-i Kerimede söyle
bitiyor: Bu mürsidlere tâbi olmadan evvel onlar
apaçik bir dalâlet içinde idiler.
Insanlarin içinden her kim Allah'in tayin ettigi
mürsidlere tâbi olursa, onlar, o apaçik dalâletten
kurtulabilmis olan insanlar olacaklardir.
7- Ahkaf-32:
"Allah'in davetçilerine tâbi olmayanlara
sesleniyorum; onlar yeryüzünde Allah'i aciz
birakacaklarini mi zannediyorlar? Oysa ki onlarin
Allah'tan baska dostlari yoktur. Onlar o davetçilere
tâbi olmadiklari için apaçik bir dalâlet
içindedirler".
8- Nahl-36:
"Bütün kavimlerin üzerine resuller bâas ederiz,
(göndeririz, vazifeli kilariz.) O kavimlerde yasayan
insanlari seytana kul olmaktan kurtarsinlar da
Allah'a kul etsinler diye. Bunlara tabi olanlar
dalâletten kurtuldular, hidayete ulastilar ama
bunlara tâbi olmayanlara dalâlet hak oldu."
Demek ki, her devirde bu insanlar var ye her kavme
kendi lisanlari ile gönderilmistir, Ibrahim 4'e göre
Allah'u Teâlâ diyor ki: "bütün kavimlere kendi
lisanlari ile resuller göndeririz. "Resul" deyince
hep insanlar peygamber olarak düsünüyorlar, halbuki
Israil kavmine peygamber gelmistir, onlarin dilleri
ile, Arap kavmine peygamber gelmistir, onlarin
dilleri ile, onlarin disinda ne kadar kavim varsa
hepsine kendi dilleri ile resuller gönderirim diyor.
Vazifeliler, mürsidler istikametinde kullaniyor
bunu.
9-Zümer-23:
"Iste bu Allah'in hidayet yoludur ki, Allah bununla
diledigini hidayete erdirir. Kimi de dalâlette
birakirsa onun için bir hidayetçi yoktur."
10-Araf-186:
"Allah kimi isterse hidayete erdirir. Kimi de
dilerse dalâlette birakir. Onlar için bir hidayetçi
bulunmaz. Allah onlari isyanlari içinde saskin bir
halde birakir."
Bir insanin hidayete ermesini Allah'u Teala on tane
Ayet-i Kerimesi ile kesin sarta baglamistir.
Allah'in tayin ettigi mürside ulasamazsa o kisi
dalâlettedir. Öyleyse mürsid farz midir? Bir insanin
dalâletten kurtulmasi mutlaka mürsidine ulasmasini
gerektiriyorsa bir veya iki Ayet-i Kerime degil, on
Ayet-i Kerime bunu söylüyorsa; MÜRSID FARZDIR! Baska
bir alternatif yoktur. Daha da acisi Kur'an-i
Kerim'de onyedi tane Ayet-i Kerime dalâlette olan
insanlarin cennete ulasma imkânlarinin bulunmadigini
söylüyor. Ama biz düsünüyoruz ki Allah affedicidir,
insaallah onlari affina sigindiracaktir. Çünkü
Allah'u Teâlâ diyor ki: "büyük günahkârlar bile
benim atfimdan ümitlerini kesmesinler." Bir baska
Ayet-i Kerimede de yalniz sunu söylüyor: "Sakin
seytan size sizi benim affima güvendirmesin." Kur'an-i
Kerim'in salt hakikati söz konusu ise, bir insan
mürsidine ulasamadikça dalâlettedir. Eger Allah'in
affi o kisiye yetisemezse mutlaka cehenneme
gidecektir. Ifade bu kadar açik. Bütün kalbimizle,
Allah'u Teala'nin o insanlari affetmesi ve onlari
cennetine almasi istikametinde dua ederiz. Allah'u
Teala bütün insanlar için saadeti istedigini
söylüyor. Bir insanin ahiret sadetini yasamasi için
Allah'u Teala ve Tekaddes Hazretlerinin tayin ettigi
mürside ulasmasinin farz oldugunu görüyoruz. Hangi
açidan bakarsaniz bakin ayni sonuca ulasacaksiniz.
Insanlar on-dört asirda Kur'an-i Kerim gerçeklerini
kendilerine göre degisimlere tabi tutmuslardir.
Simdi bir Hadisten bahsediliyor "la ilahe illallah
Muhammedun Resullullâh" diyen mutlaka cennete gider.
Bu hadis gerçek midir? Nereye dayandiriliyor bu
kisinin cennetlik olacagi? Oysaki bakiniz Allah'u
Teala ne diyor Hucurat sûresinin 14'üncü Ayet-i
Kerimesinde. Peygamber Efendimiz (SAV)'in elini
öpüpte O'nun önünde yüksek sesle "la ilahe illallah
Muhammedun Resullullâh" diyen Araplardan bahsediyor.
Araplar dediler ki;
"Biz mü'min olduk"
Habibim onlara de ki;
“Hayir, siz mü'min olmadiniz. Mü'min olduk demeyin,
ancak Islam dairesine girdik deyin. Çünkü henüz
kalbinize iman yazilmadi.
Bir insanin kalbine iman yazilmadikça Allah'u Teala
o kisiyi, kendisi ne kadar mü'min oldugunu iddia
ederse etsin, mü'min kabul etmiyor. Soruyorsunuz
sokaktan geçen adama:
-Mü'min kimdir? Allah'a inanan mü'mindir, diyor.
Allah'a inanan henüz mü'min olmanin birinci
kademesindedir. Söyledigimiz bütün kademeleri
asacak; mürsidine ulastiginda onun önünde tövbe
ettigi gün Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i
kerimesine göre Allah onun kalbine imani yazacak ve
kisi o zaman mü'min olacaktir.
Ve ketebe fiy kulubihimül'iymane " buyuruyor
Allah'ti Teâlâ
“Onlarin kalplerine imani yazariz.”
Mü'min olmanin insani mutlaka cennete ulastiracagina
dair Mü'min Sûresinin 40'inci ayet-i kerimesinde
Allah'u Teâlâ diyor ki: Onlar ki islah-i nefse
baslamislardir, onlar mü'minlerdir; kadin olsun,
erkek olsun Allah o mü'minleri cennetine koyacak ve
hesapsiz riziklandiracaktir.
Allah'in söylediklerinin disinda insanlar birçok
seyi uydurmuslar ve onlarin dogru olduguna
inanmislar. Ezelde Allahu Teâlâ Adem A.S.'i
yarattigi zaman meleklerin ve cinlerin hepsine:
“Secde edin!” dediginde iblis secde etmiyor ve
Allah'u Teâlâ diyor ki:
“Seni cehennemde sonsuza kadar cezalandiracagim."
Bunun üzerine iblis Allah'u Teâlâ'ya:
“Kiyamet gününe kadar bana yasama müsaadesi ver.
Yarabbi, bana bu müsaade verirsen kiyamet günü
onlarin çogunu sana sükreder bulmayacaksin" diyor.
Mü'min olmak bir baska standartta daha tarif
ediliyor Allah'u Teâlâ tarafindan Sebe sûresinin
20'nci ayet-i kerimesinde:
"seytan insanlara olan vaadini yerine getirdi.
Kiyamet günü mü'minleri olusturan bir firka hariç
bütün firkalar seytana kul oldular."
Buradaki ifadede Allah'u Teâlâ:
“Kiyamet günü seytan insanlara olan vadini yerine
getirdi."
diyor. Allah'a göre kiyamet günü gelecek zaman degil,
geçmis zamandir. Allah zamanin bütün parçalarinda
hakimdir. Öyleyse Allah'a göre kiyamet çoktan
yasanmis, bitmis bir olgudur. Ve kiyamet gününden
bahseden Allah'u Teâlâ Sebe Sûresinin 20'nci ayet-i
kerimesinde:
“Seytan kiyamet günü insanlara olan vaadini yerine
getirecek demiyor; yerine getirdi”
diyor. Allah'a göre geçmis zaman. Mü'minleri
olusturan bir tek firka hariç bütün firkalar seytana
kul olmuslar. Yani cehenneme gidecekler.
Peygamber Efendimiz (SAV)'e: "Ey Allah'in resulü kaç
tane firka var ?" diye soruyorlar. O da diyor ki:
"benim ümmetim yetmisüç firkaya ayrilacak, demek ki
yetmisüç firkadan yetmisikisinin kurtulmasi söz
konusu degil! Hepsi yanlis yoldalar, ama mü'minler
dogru yolda. Meseleyi bu açidan inceleyen En'am
sûresinin 152 ve 153'üncü ayet-i kerimelerine
baktigimizda, Allah'u Teâlâ diyor ki; "hepiniz Allah
ile olan ahdlerinizi, (Allah'a verdiginiz
yemininizi, misakinizi ve ahdinizi) mutlaka yerine
getirin, iste bu Sirat-i Müstakiym’in üzerinde
bulunmaktir. Sakin ola ki Sirat-i Müstakiym’in
disindaki firkalardan herhangi birisine tâbi olmayin.
Çünkü bu yollar sizi Allah'in Sirat-i
Müstakiym’inden ayirir ye seytana kul eder.
Cehenneme götürür." Öyleyse iki ayet-i kerimede de
73 tane firkadan kurtulusa ulasabilecek olani sadece
bir tanesidir. Birinci ayet-i kerimede "mü'minler"
adi ile, ikinci ayet-i kerimede "Sirat-i Müstakiymin
üzerinde bulunanlar" olarak geçiyor.
Demek ki mü'min olabilmek için mutlaka Sirat-i
Müstakiymin üzerinde bulunmak lâzimdir. Kim Sirat-i
Müstakiymin disinda ise o kisi mü'minler safinda
mütalâa edilmiyor. Allah'u Teâlâ tarafindan olgu bu
kadar net ve açik. Bir insan "ben mü'minim" diyorsa,
o insan Sirat-i Müstakiym’in üzerinde midir? Allah
ona bakar. O kisi yetmis üç firkadan Sirat-i
Müstakiym’e tâbi ise MÜ'MIN'dir. Bir insanin ruhu ne
zaman Sirat-i Müstakiym üzerinde bulunur? Allah'u
Teâlâ bunun kesin cevabini Fatiha süresinin sonunda
veriyor: “iyyakenestain” diyor
“Yalniz senden istiane isteriz”, (mürsidimizi yalniz
senden isteriz).
Niçin ?
“ihdinas siratel müstakiym”
“Bizi sirat-i müstakiyme ulastirman için”
Günde kirkbes defa Allah'a Zatina ulasmak için
müracaatta bulunuyoruz ama bunun ne anlama
geldiginin farkinda bile degiliz. Ve Allah'u Teâlâ
bunun ötesinde Sirat-i Müstakiymin neleri içerdigini,
ne oldugunu anlatiyor:
"Siratelleziyne”
“O yol ki",
“en'amte aleyhim”
"(baslarinin) üzerlerine nimet verdiklerinin
yoludur."
Nedir bu nimet? Al-i Imran Suresi 164'üncü ayet-i
kerime:
“(Bütün devirlerde yasayan) insanlarin arasinda
mü'minlerin (baslarinin) üzerine bir nimet olmak
üzere mürsidleri baas ettik”
diyor. Mü'minlerin baslarinin üzerine bir nimet ne
demektir? Bir insan mürsidine ulastigi gün o kisinin
basinin üzerinde mürsidinin ruhu olusur bir nimet
olarak. Kimin basinin üzerinde bu nimet varsa,
mürsidine kim ulasmissa o kisi Sirat-i Müstakiymin
üzerindedir.
“gayril magdubi aleyhim”
“Senin üzerine gadap duyduklarinin yolu degildir.”
Allah'in gadap duydugu, yani cezalandirma isteminde
bulunacagi, kisiler, acaba bu tek firkadakiler mi?
Yoksa onun disindaki 72 firka mi? Allah, emirlerini
yerine getirmeyenlere, cehenneme gitmenin kesin
sartlari altinda bulunanlara gadap duyar. Bu da
yetmisiki firkayi temsil eder. Ve sonuçlaniyor daha
da kesin ve açik bir ifade ile:
“veleddallin”
“Ve dalâlette olanlar da”
Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunamazlar. Bu on
ayet-i kerime bize mürsidine ulasamayan kisinin
dalâlette oldugunu gösterdi. Mürsidine ulasamayan
bir kisi dalâlette ise ve o insan Sirat-i
Müstakiymin üzerinde bulunamiyorsa ve sadece Sirat-i
Müstakiymin üzerinde bulunanlara Allah'u Teala
mü'min diyorsa, cennete gidecek olanlarin da mü'min
olanlar oldugunu söylüyorsa kim bunun aksini iddia
edebilir? O zaman bir defa daha soruyoruz:
MÜRSID FARZ MIDIR?
-EVET, MÜRSID FARZDIR.
|
 |
|