Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
 
                    ANA MENÜ

  Cemaatler,Tarikat
lar,Mezhepler

  Kader-Kaza, Hayır Şerr Kavramları
  Mehdilik İnancı
  Mehdi Kavramı
  Zikir Nedir?
  Hz. İsa Gelecek mi?
  Ruhun Allah'a Ulaşması
  Velayet Kavramları
  Vahiy Kavramı
  Şirk Kavramı Nedir?
  İslam Dini Nedir?
  Allah'a Ulaşmayı Dilemek
  Mü'min Olmak
  Hidayet ve Dalalet
  Mürşid Farzdır
  Takva
  Hacet Namazı

              SİTELERİMİZ

  Mihr Vakfı

  İslamGemisi
  Hidayet Çağı
  Nur Tv
  Nur Radyo
  Hidayet Yolu
  İskender Ali Mihr
  Nur Tv (2)
  Toplist Sitemiz
  Osmanlı Sitemiz
  Büyük Osmanlı
  Mutluluk
  İlmi Ledun
  Hanif Dostları
  Altın Çağı

              KİTAPLAR

  Mutluluk Tasavvuf İslam
  Tekzib
  Tavzih
  Tevhid

            ÖNERİ-CEVAP

SOHBETLER

MÜRŞİD FARZDIR

KISININ MÜRSIDINE ULASMASI, TÖVBE EDENE ALLAH'IN IHSANLARI, KISININ DALALETTE OLMASI

A. KISININ MÜRSIDINE ULASMASI

insan hangi sartlar altinda hûsuya ulasir ve hûsuya ulasmis olarak kildigi hacet namazi ile mürsidine ulasir?
Herkesin etrafinda her an olaylar cereyan etmektedir. Her olayda Allah'in bize ulastirmak istedigi bir mesaj bulunmaktadir. Çünkü Allah'u Teâlâ her olayda bizi kendi güzelliklerine ulastirmak istemektedir. Yani: mutluluga ve saadete..Bu birinci basamaktir.

Bu olaylardan bizler ya gerekli dersi çikartabilir ve Allah'in istedigi gibi bir harekette bulunuruz veya çikartamayiz ve yanlis bir davranista bulunuruz. Ama etrafimizda cereyan eden olaylar ne olursa olsun biz istesek de istemesek de bu olaylardan birtakim intibalar ediniriz ve bu intibalar kalbte bir izlenim, bir tortu birakir. Bu ikinci basamaktir. Allah'u Teâlâ Maide sûresinin 7'inci ayet-i kerimesinde diyor ki:

"Allah sinelerdekini en iyi bilendir"

Allah bütün insanlarin kalplerine bakar, kalpleri her an kontrol altinda tutar, insanlarin kalplerindeki tortular eger pozitif istikamette bir gelisme gösteremezse, Allah o insanlara manevi yardimda bulunmayacaktir. Ama aksi de varit olabilir. Allah bir insanin kalbinde, Allah'in irsad yoluna dogru bir meyil görürse, o kisiye derhal yardim etmeye baslar.
Allah'in irsad yolu ve seytanin gay yolu birbirlerinden kesin sekilde ayri iki yoldur.

Allah'u Teâlâ kalpte seytanin gay yoluna dogru bir meyil görürse o kisinin manevi yardim almasi mümkün degildir. Allah'u Teâlâ Araf sûresinin 146'nci ayet-i kerimesinde seytanin gay yoluna tabi olanlardan bahsetmektedir. Allah'u Teâlâ buyuruyor ki:

"Biz o insanlara ayetlerimizin gerçek anlamlarini belirtmeyiz ki, onlar yeryüzünde haksiz yere gururla yürüyenlerdir."

Bu gurur konusu Kur'an-i Kerimimizde son derece açik olarak islenmektedir. Gururlu insan kimdir? Herseyden evvel herhangi bir mürsidin önünde egilip de onun elini öpmeye tenezzül etmeyen insandir. Çünkü bu o kisi için bir zuldür. Ve Allah'u Teâlâ Araf sûresinin 40'nci ayet-i kerimesinde diyor ki;

"Kibirlilere, gururlulara ve ayetlerimizi inkar edenlere gök kapilari açilmaz."

Bu kisilerin ruhlari ölmeden evvel asla Allah'a ulasmaz. Demek ki, bir insanin durumu Araf sûresinin 146'nci ayet-i kerimesinde kibirle baslayarak anlatilmaktadir. Bu kibirlilerin nereye ulasacagi hakkinda da bir açiklama bulunmaktadir:

"Onlar, yeryüzünde haksiz yere kibirle dolasanlardir. Onlara bütün ayetlerimizi gösterseniz onlar hakkinda tam bir bilginin sahibi olmazlar." (Onlara inanmazlar)

Bu durumun da ötesine geçilerek;

"Onlar Allah'in irsad yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz etmezler, onlar seytanin gay yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz ederler" buyurulmaktadir.

Bugün dünya üzerindeki birçok insan Kur'an-i Kerim'in eskimis oldugunu, Kur'an-i Kerim'in bundan 14 asir evvelki insanlara indirilmis, hükümlerini yitirmis oldugunu, artik insanlarin Kur'an-i Kerim'e ihtiyaci bulunmadigini, transandantal meditasyon gibi yeni seyler yapilmasi gerektigini söylemektedirler. Bu konuya ayrica deginecegiz. Ancak bu safhada böyle söyleyen insanlarin ellerinde geçerli hiçbir sey bulunmadigini ifade etmekle yetinelim. Kaldi ki Kur'an-i Kerim insanlarin bugün ulastiklari ilmin çok ötesinde bir ilmin sahibidir. Kur'an-i Kerim sadece bu günün degil, bundan 10 asir sonra insanlar yasamakta olsalar onun da ilminin ötesinde bir ilime sahiptir. Bundan asirlarca evvel El Cabîr matematige negatif degerleri koymustur. Su anda dünya üzerindeki ilimlerden yalniz matematik Kur'an gerçegini en iyi sekilde ifade etmektedir. Ne nükleer fizikte, ne nükleer kimyada, ne de diger pozitif ilimlerde Allah'in bütün gerçekleri ne yazik ki yasanmamaktadir. Mesela, negatif agirliklardan bahsedilse, size böyle birsey yoktur denecektir. Ancak, negatif degerler vardir ve bütün karsit elektronlarin agirliklari negatiftir. Ve bu negatif degerler ilimdeki yerini almadikça gerek nükleer fizikte, gerek nükleer kimyada kanunlarla degil postulatlarla çalisilmaya devam edilecektir. Bugün yapilan budur. Çünkü cereyan eden olaylari, negatif degerleri açiklayamayan bugünün ilmi bunlari "postulattir", "ispati yoktur" diyerek geçistirmekte ve gerçege ulasamamaktadir.Negatif agirliklari kabul etmeyen âlimler, kendi hudutlarini kapatarak daha öteye geçememektedirler.

insanin Allah ile olan iliskilerinde, Allah'u Teala kisinin kalbine bakar. Kisinin kalbinde eger Araf sûresinin 146'nci ayet-i kerimesinin izlenimi varsa,

"Onlar Allah'in irsad yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz etmezler. Onlar seytanin gay yolunu gördükleri zaman onu kendilerine yol ittihaz ederler."

Allah kalbe baktigi zaman bu izlenimi görüyorsa o kisinin Allah'tan manevi yardim almasi mümkün degildir. Allah kisinin kalbine baktigi zaman Bakara sûresinin 256'nci ayet-i kerimesinin sonucunu görüyorsa, ki bu ayet-i kerimede;

"Dinde zorlama yoktur, irsad yollariyla, gay yollari birbirinden kesin sekilde ayrilmistir. Kim seytani inkar ederek kendisine irsad yolunu seçerse, o kisi mü'min olur. Ve kainatta Allah'tan kopmasi mümkün olmayan en saglam kulba (urvetil vuskaya) yapisir" denilmektedir.

O kisiler Allah'in irsad yolunu, Allah'a ulastiracak olan Sirat-i Müstakiymi kendilerine yol olarak seçenlerdir. Bakara sûresinin 256'nci ayet-i kerimesine göre. Bu üçüncü basamaktir. Allah bu kisiye Rahim esmasiyla tecelli eder. Rahim esmasi o kisinin ileride nefsî emmareden, levvameye, mülhîmeye ulasmasi için Allah'in o kisi üzerinde mutlaka olusmasi lâzim gelen tecellisidir. Bu dördüncü basamaktir.

Besinci kademede Allah'u Teâlâ o kisiden ön rizayla razi olmaktadir. Maide sûresinin 16'nci ayet-i kerimesine göre Allah'a ulasmak konusunda talep sahibi olanlarin mutlaka Allah'a ulasacagi belirtildiginden, Allah'u Teâlâ irsad yolu konusundaki bir talebi kisinin kalbinde sezerse, ondan o istikamette razi olmaktadir.

Altinci kademede Allah onlara isittirir. Allah'in isittirmesi ne demektir? Bir insanin kulaklari normal statü altinda duyuyorsa, o kisi söylenen sözleri kulaklari ile duyar, ama isitmez. Birisine birsey söylediginiz zaman kendisine hitap ettiginiz kisi baska bir sey düsünüyorsa sizin söylediginizi, baska seyi düsündügü sürece isitmez, kulaklari duyar ama isitmez. Isitebilmesi için kulagina ulasan sözleri manâlandirmasi gerekir. Zikir bir faaliyetle beraber yapilabildigi takdirde kisi söylenenleri manâlandiracakyani isitecektir.

Allah'u Teâlâ'nin isittirmesinin hangi anlama geldigini derinlemesine inceleyelim: Manevi konuda isitilmesi, ögrenilmesi lâzim gelen seyleri Allah bir insana isittirir veya isittirmez. Kisinin isitme konusunda liyâkati varsa isitecektir, Allah isittirecektir. Kisi böyle bir liyâkatin sahibi degilse, yani kalbinde Allah'a, Allah'in irsad yoluna dönük bir talep tasimiyorsa, bir yatkinlik, bir meyil yoksa, Allah ona isittirmez, Isra sûresinin 45 ve 46'nci ayet-i kerimelerinde Allah'u Teâlâ söyle buyuruyor:

"Ve iza kara'telkur'âne ce'alnâ beyneke ve beynellezine la yu'minûne bil'âhireti hicaben mestura. Ve ce'alnâ âlâ kulubihim ekinne-ten en yefkafiûhu vefiy âzâniHIm vakra..."

"Habibim, sen Kur'an-i Kerim'i kiraat ettigin (okudugun) zaman seninle ahirete inanmayanlarin arasina görünmez (gizli) bir perde (hicab-i mesture) kilariz.(ko yariz) Kalplerinin üzerine fikih (idrak) etmelerini önleyen ekinnet ve kulaklarinin içine isitmeyi önleyen Vakra koyariz..."

Allah'u Teâlâ bu ayeti kerimede liyakati olmayanlarla irsad makaminin arasina, irsad makamina sevgi olusmasini önleyici gizli bir perde koydugunu, kalpleri üzerine idrak etmelerini önleyen ekinnet koydugunu, kulaklarina da isitmeyi önleyici vakra isimli bir agirlik koydugunu buyurmaktadir.

Allah'u Teâlâ Hac Suresi 54. ayet-i kerimesinde de bunun tam tersi olan insanlardan bahsetmektedir.Ayet-i kerimede bu kisilere Allah'u Teâlâ'nin duyurdugunu ve isittirdigini, arasindan kalplerindeki ekinneti kaldirip, yerine ayetlerin anlamini idraki saglayan "ihbat" sistemini yerlestirdigini görmekteyiz..

"Ve liya'lemellezine ûtûl'ilme ennehûlhakku min rabbike feyû'minû bini fetuhbite lehû kulübünüm...."

"Kendilerine ilim verilinlerin Rablerin-den gelenin hak olduguna iman etmeleri için kalplerine ihbati koyariz...."

Yani Allah'u Teâlâ bu "ilim verilenlere "onu duyuruyor ve isittiriyor.arkasindan da kalbindeki ekinneti kaldiriyor.

Allah'u Teâlâ ekinnetin yerine "ihbat'i koyuyor. Allah kisiye Allah'in hakikatlerini anlamasi için yardimda bulunuyor. Enfal sûresinin 23'üncü ayet-i kerimesinde Allah diyor ki:

"Allah kendilerinde hayir gördüklerine isittirir."

Kalbe baktiginda Allah'a dogru bir meyil görürse ona mutlaka isittiriyor, çünkü bu hayrin isaretidir. Ama böyle bir durum yoksa Allah'u Teâlâ'nin o insanlara isittirmedigini görüyoruz. Allah'in isittirdigi insan baskalarindan farkli olacaktir. Çünkü En'am sûresinin 36'nci ayet-i kerimesi diyor ki:

"Sadece onlar Allah'in davetine icabet ederler ki onlar isitenlerdir."

Allah'u Teâlâ Mülk Suresi 8,9,10 uncu ayeti kerimelerde kiyamet sonrasi cehennemden bir kesit veriyor.

"... se'elehüm hazenetüha elem y e'tiküm nezir. Kaâlû belâ kad câenâ neziyrun fekezzebnâ ve kulnâ ma nezzelallahû min sey'in entüm illâ fiy dalâlin kebiyr. Ve kaâlü levkünna nesma'u ev na'kilil mâ künnâ fiy ashabissa'iyr."

"Cehennem melekleri onlara " size uyaricilar gelmedi mi?" diye sorarlar.Onlar da "Evet andolsun bize uyaricilar geldi. Biz onlari tekzip ettik. Allah hiçbir sey indirmedi, siz büyük bir dalalet içindesiniz dedik." derler, ve derler ki eger isitmis ve akil etmis olsaydik bu ates sahiplerinin içinde mi olurduk.

Demek ki insanin isitebilmesi, idrak edebilmesi Allah'u Teâlâ tarafindan vücuda getirilen bir husustur. Ama, Allah'u Teâlâ kisi ona lâyiksa isittiriyor, lâyik degilse kisinin isitmesi ve idrak etmesi mümkün degildir. Böylece, isiten insanlarin Allah'u Teâlâ tarafindan isittirildigini ve bu kisilerin kalplerine idrakin sokuldugunu görüyoruz. Bu kisiler yedi tane basamakta amenu olmaktadirlar. Kur'an-i Kerim'e göre bu yedi kademe söyle özetlenebilir:

Birinci Basamak: Olaylar,

Ikinci Basamak: Olaylarin karsit davranislari ve olaylarin insan üzerinde biraktigi izlenimler,

Üçüncü Basamak: Allah'in bu izlenimlere bakarak o kisinin meylinin irsad yoluna dogru mu, yoksa gay yoluna dogru mu oldugunu görmesi halidir. Eger meyil Allah yoluna, irsad yoluna ise, Allah'a ulastirmak istikametinde ise, bir sonraki basamakta olusur.

Dördüncü Basamak: Allah'u Teâlâ o kisiye Rahim esmasi ile tecelli eder.

Besinci Basamak: Allah'u Teâlâ o kisiden, Allah'a ön riza ile ulastirmak için razi olur.

Altinci Basamak: Kisinin isitmesidir. Kim Allah'a dünya hayatinda ulasmak konusunda bir arzunun, bir talebin sahibi ise, o kisinin Allah'in Zâtina mutlaka ulasacagi kesindir. Çünkü, Allah'u Teâlâ Ankebut sûresinin 5 ve 6'nci ayet-i kerimelerinde söyle buyurmaktadir:

“fe men kânu yercu likâallahe fe inne ecelallahu leat”

"Kim Allah'a dünya hayalinda mülâki olmayi, ulasmayi dilerse Allah'in tayin ettigi o vakit mutlaka gelecektir."

Allah'in Zâtina ulasmak için sabirla Allah'tan, Allah'in Zâtina ulasmayi talep edenler, talep ediyorlarsa mutlaka Allah'in Zâtina ulasacaklardir. Çünkü böyle bir talebin sahibi olan kisiye Allah isittirmistir.

Yedinci Basamak: Idrak etmektir. Allah isittirdigi için kisi davet icabet eder ve amenu olur.
Kisinin amenu olmasindan sonra, o kisinin Allah'a ulasmasina hiçbir kuvvet engel olamaz. Allah bunu garanti etmektedir. Çünkü Hud sûresinin 29'ncu ayet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz Hazreti Nuh'un sözlerini belirtmektedir:

"Ey kavmim ben bu yanimda bulunan Amenu olanlari yanimdan kovamam, çünkü onlarin hepsi mutlaka Allah'in Zâtina ruhen ulasacaklardir, hepsi hidayete ereceklerdir."

Bu ayet-i kerimeden, kim amenu olmussa o kisinin hidayete ulasmasinin muhakkak oldugu anlasilmaktadir. Amenu olduktan sonra kisiyi hidayete ulastiracak diger basamaklar sunlardir:

Sekizinci Basamak: Tegabün sûresinin 11 'inci ayet-i kerimesinde söyle açiklanmaktadir: Allah'u Teâlâ diyor ki:

"Fe men yu'min billahi yehdih kalbehû"

"kim amenu olmussa o kisinin nefsinin kalbine hidayeti koyar"

Dokuzuncu Basamak: Allah'in bir insanin nefsinin kalbine hidayeti koymasi ile o kisinin kalbi Allah'a döner.

Onuncu Basamak: Gögsün teslimlere açilmasi. Bir insan bir sifre olan Allah kelimesini tekrarlayarak Allah'u Teâlâ'yi çagirdigi zaman Allah'u Teâlâ: Bakara Suresinin 186. ayet-i kerimesinde,

"uciybu davet et dâi izâ deâni" diyerek "Bizi kim davet ederse onlarin davetine icabet ederiz" buyurmaktadir.

Davet eden yani Allah kelimesini kullanarak, Allah, Allah, Allah diyerek Allah'in ismini tekrar eden kisinin gögsüne Allah, Allah'in katindan rahmet ve fazilet gönderir. Ama o kisinin gögsünden kalbine Allah bir yol açmamissa ve kisinin nefsinin kalbi Allah'a dönmemisse Allah'tan gelen bu rahmet, enerji partikülleri o kisinin kalbine ulasamaz ve gögsünden tekrar Allah'in katina geri döner. Kisi zikrettigi sürece rahmet akisi vardir, ama bu akis kisinin iç dünyasinda bir degisiklik, bir aydinlanma, bir nurlanma olgunlastiraniz. Bununla birlikte rahmet akisinin çok faydasi bulunmaktadir. Üzüntülü kisi tarafindan bir anda sakinlestirici trankilizan ilaçlarin alinmasi yerine, Allah'in adinin bes dakikalik bir süre zarfinda tekrar edilmesi kisiyi hiçbir sakinlestirici ilacin yapamayacagi bir rahatlik, bir huzura ulastirir. Allah'u Teâlâ'nin çagrilmasi, O'nun rahmetinin kisinin gögsüne gelmesine sebebiyet vermektedir. En'am sûresinin 125'nci ayet-i kerimesine göre yol açilmissa, rahmet kisinin gögsünden kalbinin rahmet kapisina ulasacaktir.

Onbirinci Basamak: Kalbe Allah'in Nurunun Ulasmasi. Kalbin rahmet kapisina ulasan rahmet, kalbin, içine girecektir. Bu sahada kalbe sadece rahmetin girmesi söz konusudur, faziletler o an giremezler. Çünkü bu iki tane faktör fazillarin kalbe girmesi için yetmemektedir. Fakat kalbe giren rahmet Zümer sûresinin 22'nci ayet-i kerimesine göre kalpte bir aydinlik olusturmaktadir.

Onikinci Basamak: Kalpte Husu olusmasi. Kalbe giren rahmetle kalpte olusan aydinlik, o kisinin husu sahibi olmasini ifade etmektedir.
Allah'u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Hadid sûresinin 16'nci ayet-i kerimesinde:

"o kisinin kalbinde kisinin zikriyle ve haktan inen rahmetle husu olusmasi zamani gelmedi mi?"

diye buyurmaktadir. Bu ayet-i kerimeye göre; Allah'tan kisinin zikretmesiyle inen rahmet o kisinin gögsüne gelmekte, gögsünden kalbine ulasmakta, kalpteki mührün etrafindan içeri sizarak kalbin içini aydinlatmakta ve böylece bu aydinlik kisinin husu sahibi olmasini saglamaktadir. Allah'u Teala Bakara sûresinin 257'nci ayet-i kerimesinde söyle buyuruyor:

"Allah veliyyûlleziyne amenu yuhricuhüm minezzulumati ilennuri"

"Allah amenu olanlarin dostudur; onlarin nefislerinin kalplerini zulmetten nura, karanliktan aydinliga ulastirir"

"velleziyne keferu"

onlar ki daha mü'min olmamislardir. Küfür üzeredirler.

"Evliyahumüttagûte"

"Tagut'un; seytanin dostlaridir."

"Yuhrucunehüm minennuri ilezzulumati"

"Onlar da Tagut tarafindan nurdan zulmete götürülürler. O kisilerin kalpleri aydinlandiktan sonra seytan, karanliklarini göndermek sureti ile bu kalpleri tekrar kapkaranlik hale getirir."

Onikinci Basamak; Hadid sûresinin 16'nci ayet-i kerimesine göre husu sahibi olan kisi hacet namazini kilarak Allah'tan mürsidini sorar.

Onüçüncü Basamak: Kisinin Mürsidine Ulasmasi. Husu sahibi olarak kilman hacet namazi ile kisi mürsidini sordugu an Bakara sûresinin 45'inci ayet-i kerimesi geregince Allah o kisiye mutlaka mürsidini gösterir. Kisi mürsidine ulasir.

Ondördüncü Basamak: Kisinin Tövbe Etmesi.

B. TÖVBE EDENE ALLAH'IN IHSANLAR

Bu tövbe ile Allah'in kisiye verdigi yedi tane ihsan sunlardir:

1) Mürsidin ruhu o kisinin basinin üzerinde derhal olusur. Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i kerimesi geregince, Allah,
"Allah'in katinda egitim yapmis bir ruhu o insanin basinin üzerine o gün ulastiririz" buyurmaktadir. Bu husus Mü'min sûresinin 15'nci ayet-i kerimesinde de anlatilmaktadir:

"Dereceleri yükselten ve arsin sahibi olan Allah kullarindan lâyik olanlarin, (yani kendilerine hacet namazi kildiklari zaman mürsidini göstermis olanlarin) baslarinin üzerine emrinden bir ruh ulastirir. O kisiye Allah'a mülâki olma gününün geldigini haber vermek için"

Bizim ruhumuzdan Secde sûresinin 9'uncu ayet-i kerimesinde bahsedilmektedir:

Ve nefeha fiyhi min ruhihi"

"insanin içine ruhumuzdan üfürdük"

Bizim içimize ruhumuz Allah'u Teala tarafindan uçurulmustur. Halbuki Mü'min sûresinin 15'inci ayet-i kerimesinde basimizin üzerine ulastirilan bir ruh söz konusudur. Bu ruh, mürsidimizin ruhu, Allah'in emriyle, Alah'in emrinden ve bir görevle görevli, sözleri (bizim ruhumuza Allah'a ulasma, Allah'a mülaki olma gününün geldigini, kendisi ile beraber gelmesini belirten) bir özellik tasimaktadir. Allah'u Teala bu ruha nimet demektedir. Allah'u Teala ve Tekaddes Hazretlerinin bu hediyeye niçin "nimet" dedigi ise yedinci ihsan açiklanirken belirtilecektir.

2) Ruh vücuttan ayrilarak Sirat-i Müstakiyme ulasir.

Nebe sûresinin 39'uncu ayet-i kerimesinde: "Zalikel yevmül hakki fe men sâe etehaze ilâ rabbihi meaba" "iste o gün Hak günüdür, dileyen kisi kendisine Allah'a ulasan yolu yol ittihaz eder." buyurulmaktadir. Çünkü Hakka ulasmak üzere mürsidimizin elini öptük ve Allah'a ulasan Sirat-i Müstakiymi kendimize yol olarak seçtik.

Mürsidin ruhu o kisinin basinin üzerinde olustugunda o kisiye su sekilde tebligatta bulunur: "Senin Allah'a ulasma günün "yevmüttâlak", Allah'a mülâki olma günün geldi, der. Ve ruh vücuttan ayrilarak mürsidi ile beraber onun ait oldugu dergâha gider, Sirat-i Müstakiyme ulasir. Dergâhta bir rahleyi tedris olayi baslar. Bir süre yer egitiminden sonra o ruh mutlaka Sirat-i Müstakiym üzerinde Allah'a dogru "seyri sülük" adi verilen yedi katlik bir yolculugu devam ettirecektir. Bu yedi katlik yolculugun sonunda o ruh mutlaka Allah'a "meab"a ulasacak, "evvab" olacaktir. Allah bunu garanti etmektedir. Kim bu noktaya gelmisse o kisinin ruhu mutlaka Allah'in Zâtina ulasir, yani o kisi, ruhunun Allah'a verdigi misakini yerine getirir. Mutlaka nefsi tezkiye olur. Mutlaka fizik vücudu seytana kul olmaktan kurtulur ve Allah'a kul olur.

3) Kisinin kalbine iman yazilmasi ve mü'min olmasi. Allah'u Teâlâ Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i kerimesinde söyle buyurmaktadir:

Ve ketebe fiy kulubihim imâne" "onlarin kalplerine o gün imani yazariz"

Mürsidine ulasan kisinin kalbine o gün iman yazilmaktadir ve o kisi o gün Hucurat sûresinin 14'ncü ayet-i kerimesine göre mü'min olmaktadir.

"kâletil a'râbû âmenna kül lem tü'minû ve lâkin kulu eslamnâ ve lemmâ yed hulîl imânü fî kulûbiküm"

"Araplar: "mü'min olduk" dediler. De ki: "mü'min olmadiniz. Ama islam dairesine girdik deyin, çünkü iman henüz kalbinize girmedi."

4) Kisinin nefs tezkiyesine (islah-i nefse) baslamasi.

Kisi her zaman zikir yapabilir ama bu zikrin nefs tezkiyesi hüviyetini kazanabilmesi üç tane sarta baglidir.

1- Kisinin kalbinin Allah'a döndürülmesi. (Tegabün sûresinin 11'inci ayet-i kerimesi geregince)

2- Kisinin gögsünden kalbine rahmet yolu, fazilet yolu açilmasi (En'am sûresinin 125'inci ayet-i kerimesine göre)

3- Kisinin kalbine, Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i kerimesine göre Allah'in imani yazmasi gerekmektedir.

Bu üçüncü sart bir insan mürsidine ulastigi takdirde gerçeklesmektedir. Bu durumda hiç kimse mürsidine ulasmadan mü'min olamaz, kalbine iman yazilamaz, nefs tezkiyesine baslayamaz. O gün, islah-i nefse baslamasi kisiyi mü'min kilar. Mü'min sûresinin 40'nci ayet-i kerimesinde Allah'u Teâlâ "o kisiler ki islah-i nefse baslamislardir, iste onlar mü'minlerdir" demektedir. Demek ki islah-i nefse baslamak açisindan da o kisi o gün mü'min olmaktadir.

Nefs tezkiyesinin tahakkuku mutlaka o kisinin kalbine imanin yazilmasini gerektirmektedir. Bu durumda baslangiçtaki soruyu tekrar soruyoruz: Mürsit farz midir? Eger mürside ulasilmadikça kisinin kalbine Allah imani yazmiyorsa, kisi mü'min olamiyorsa, kisi 10 ayet-i kerime geregince dalâlette ise mürsit farzdir.

5) Kisinin o güne kadar isledigi bütün günahlarinin sevaba çevrilmesi:

Herhangi bir tövbe Allah'u Teâlâ tarafindan kabul edildigi takdirde kisi hangi konuda tövbe etmisse o konudaki günahlarini af eder. Ama mürsidin önünde yapilan bir tövbede durum farklidir. Furkan sûresinin 70'inci ayet-i kerimesinde Allah'u Teâlâ söyle buyurmaktadir:

"illâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ûlâike yübeddilullahü seyyiâiihim hasenat"

"ancak kim tövbe eder, iman sahibi olur ve salin amel (nefsi Islah edici amel) islerse iste onlarin bütün günahlari sevaba çevrilir."

6) Kazanilan derecat bire on iken, Bakara sûresinin 261'inci ayet-i kerimesi:

"bir basaginda yüz bugday tanesi bulunan yedi basakli bir bugday grubu kadar ona ihsanda bulunuruz" seklindedir.

Normal standartlarda Allah kisinin bir tek sevabina karsilik on sevap yazar. Ama Allah'u Teala, kisi mürsidine ulastigi andan Emmare'yi tamamlayana kadar bire 100, levvame'yi tamamlayana kadar bire 200, Mülhime'de 300, Mutmainne'de 400, Radiye'de 500, Mardiye'de 600, Tezkiye'de 700 katini ihsan etmeye basliyor.

7) Allah'in kisiye iki salavat, bir rahmet göndermesi Ahzap sûresinin 43'üncü ayet-i kerimesinde:

"Allah salavatini gönderir. (Allah'in emrindendir.) Melekler (onu tasirlar) ve bu salavat kime ulasirsa o kisinin (kalbini) zulmetten nura çikarir" denilmektedir.

Bir demir çubukta, manyetik alan olusmasi halinde ona sarili olan bakir telin iki ucundan elektrik enerjisi alirsiniz. Iste bu spin aynen bir tek daire seklinde mürsidin basinin üzerinde olusur. Tahrim sûresi 8'nci ayet-i kerime: Mürsidin ruhu kimin basinin üzerine gelirse, bu salavat isimli enerjiyi sonsuz bir sekilde çeker ve kisinin kalbine ulastirir. Bu sebeple Allah'u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri o insani salavat isimli kendi enerjisi ile zulmetten nura çikarir, riziklandirir. Bir besleyici sistemdir, nimettir. Mürsidin ruhunun basinin üzerinde bulunan dairesel nur bir vasitadir. Bu nurun nasil bir sey oldugunu merak edenler onu görebilirler, gerektigi zaman Allah herseye kaadirdir. Bir kisi Allah'in belli kademelerinden geçerek Allah'in tayin ettigi mürside ulasmissa yeryüzünde hiçbir kuvvet onu Allah'a ulasmaktan, nefsini tezkiye etmekten, fizik vücudunu Allah'a kul etmekten men edemez. Bir kisinin mürside ulasmasi bir çok açidan farz kilinmistir.

C. KISININ DALALETTE OLMASI

Mürside ulasamayan kisi on ayet-i kerime geregince dalâlettedir. Bu on ayet-i kerime sunlardir:

1- Kasas-50:

"Habibim, eger senin davetine icabet etmezlerse bil ki onlar kendi nefislerine tâbi olmuslardir. Kim Allah'in davetçisine degil de kendi nefsine tâbi olursa o kisiden daha çok dalâlette olan kim vardir?"

Ifade son derece açiktir. Bir insan için iki tane alternatif vardir. Ya nefsine ya da mürsidine tâbi olacaktir. Eger nefsine tâbi ise, dalâlettedir. Mürsidine tâbi ise hidayete adim atmistir.

2- Kehf-17:

“fe men yehdillahü fe hüvel muhted ve men yudlil f elen tecide lehu veliyyen mürsida"

"Allah kimi kendi Zâtina ulastirirsa o kisi hidayete ermistir. Kimi de dalâlette birakmissa o kisi için bir velî mürsid bulunmaz.”

Hidayete ermek baska sey, hidayete adim atmak baska seydir. Mürsidinizin elini öptügünüz gün hidayete adim attiniz ama hidayete ermediniz. Hidayete erebilmeniz için nefsinizi Emmare, Levvame, Mülhime, Mutma-inne, Radiye, Marziye, Tezkiye kademelerinde temizlemek mecburiyetindesiniz. Bu süre içinde de'Allah'a dogru yola çikan ruhunuzun Si-rat-i Müstakiym üzerinde her nefs kademesinde bir gök kati yükselmesi, seyri sülûk'u söz konusudur. Ancak siz 7'incrkademede nefsinizin kalbini temizleyebildiginiz zaman ruhunuz Allah'in Zâtina ulasacaktir. Ve vuslata vasil olacaktir. Yani siz o zaman hidayete ereceksiniz. Hidayet Sirat-i Müstakiymin bütün boyutlari ile asilmasidir.

Dalâlette birakilan insan niçin dalâlettedir? Bütün insanlar için her devirde mutlaka velî mürsidler vardir. Bu veli mürside Allah'tan sorup da tâbi olmayan bir kisi kendi nefsine tâbidir. Öyleyse dalâlettedir. Allah'u Teala aramadigi, sormadigi için "velî mürsid bulunmaz" diyor.

3-Taha-123:

Haydi (hangi zaman parçasinda yasayacaksaniz) hepiniz buradan inin (ait oldugunuz zaman parçalarina gidin) yasadiginiz devirde size mutlaka hidayetçilerimiz gelecek, kim o hidayetçilere tâbi olursa sadece onlar dalâletten kurtulurlar.

4- Casiye-23:

"Habibim, o nefislerini kendilerine ilâh edinenleri görmüyor musun? Allah onlari bir ilim üzere dalâlette birakir."

Bu nefislerini ilâh edinenler, nefislerine tâbi olanlar, mürsidlerine tâbi olsalardi hidayette olacaklardi.

5 ve 6 – Cuma-2 ile Al-i Imran-164:

Bütün devirlerde yasayan insanlardan mü'min olanlarin üzerine bir nimet olmak üzere mürsidler baâs ederiz, vazifeli kilariz. (Onlarin arasindan ve onlarin arasinda görev yapmak üzere) Ne yaparlar? 1- Onlara Allah'in ayetlerini okurlar, tilâvet ederler. 2- Onlarin nefislerini tezkiye ederler. 3- Onlara kitap ögretirler, Fena, Beka, Züht ve Teslim kademelerinin ruhlarini ifade ederler. 4- Onlara hikmet ögretirler ve iki Ayet-i Kerimede söyle bitiyor: Bu mürsidlere tâbi olmadan evvel onlar apaçik bir dalâlet içinde idiler.

Insanlarin içinden her kim Allah'in tayin ettigi mürsidlere tâbi olursa, onlar, o apaçik dalâletten kurtulabilmis olan insanlar olacaklardir.

7- Ahkaf-32:

"Allah'in davetçilerine tâbi olmayanlara sesleniyorum; onlar yeryüzünde Allah'i aciz birakacaklarini mi zannediyorlar? Oysa ki onlarin Allah'tan baska dostlari yoktur. Onlar o davetçilere tâbi olmadiklari için apaçik bir dalâlet içindedirler".

8- Nahl-36:

"Bütün kavimlerin üzerine resuller bâas ederiz, (göndeririz, vazifeli kilariz.) O kavimlerde yasayan insanlari seytana kul olmaktan kurtarsinlar da Allah'a kul etsinler diye. Bunlara tabi olanlar dalâletten kurtuldular, hidayete ulastilar ama bunlara tâbi olmayanlara dalâlet hak oldu."

Demek ki, her devirde bu insanlar var ye her kavme kendi lisanlari ile gönderilmistir, Ibrahim 4'e göre Allah'u Teâlâ diyor ki: "bütün kavimlere kendi lisanlari ile resuller göndeririz. "Resul" deyince hep insanlar peygamber olarak düsünüyorlar, halbuki Israil kavmine peygamber gelmistir, onlarin dilleri ile, Arap kavmine peygamber gelmistir, onlarin dilleri ile, onlarin disinda ne kadar kavim varsa hepsine kendi dilleri ile resuller gönderirim diyor. Vazifeliler, mürsidler istikametinde kullaniyor bunu.

9-Zümer-23:

"Iste bu Allah'in hidayet yoludur ki, Allah bununla diledigini hidayete erdirir. Kimi de dalâlette birakirsa onun için bir hidayetçi yoktur."

10-Araf-186:

"Allah kimi isterse hidayete erdirir. Kimi de dilerse dalâlette birakir. Onlar için bir hidayetçi bulunmaz. Allah onlari isyanlari içinde saskin bir halde birakir."

Bir insanin hidayete ermesini Allah'u Teala on tane Ayet-i Kerimesi ile kesin sarta baglamistir. Allah'in tayin ettigi mürside ulasamazsa o kisi dalâlettedir. Öyleyse mürsid farz midir? Bir insanin dalâletten kurtulmasi mutlaka mürsidine ulasmasini gerektiriyorsa bir veya iki Ayet-i Kerime degil, on Ayet-i Kerime bunu söylüyorsa; MÜRSID FARZDIR! Baska bir alternatif yoktur. Daha da acisi Kur'an-i Kerim'de onyedi tane Ayet-i Kerime dalâlette olan insanlarin cennete ulasma imkânlarinin bulunmadigini söylüyor. Ama biz düsünüyoruz ki Allah affedicidir, insaallah onlari affina sigindiracaktir. Çünkü Allah'u Teâlâ diyor ki: "büyük günahkârlar bile benim atfimdan ümitlerini kesmesinler." Bir baska Ayet-i Kerimede de yalniz sunu söylüyor: "Sakin seytan size sizi benim affima güvendirmesin." Kur'an-i Kerim'in salt hakikati söz konusu ise, bir insan mürsidine ulasamadikça dalâlettedir. Eger Allah'in affi o kisiye yetisemezse mutlaka cehenneme gidecektir. Ifade bu kadar açik. Bütün kalbimizle, Allah'u Teala'nin o insanlari affetmesi ve onlari cennetine almasi istikametinde dua ederiz. Allah'u Teala bütün insanlar için saadeti istedigini söylüyor. Bir insanin ahiret sadetini yasamasi için Allah'u Teala ve Tekaddes Hazretlerinin tayin ettigi mürside ulasmasinin farz oldugunu görüyoruz. Hangi açidan bakarsaniz bakin ayni sonuca ulasacaksiniz. Insanlar on-dört asirda Kur'an-i Kerim gerçeklerini kendilerine göre degisimlere tabi tutmuslardir. Simdi bir Hadisten bahsediliyor "la ilahe illallah Muhammedun Resullullâh" diyen mutlaka cennete gider. Bu hadis gerçek midir? Nereye dayandiriliyor bu kisinin cennetlik olacagi? Oysaki bakiniz Allah'u Teala ne diyor Hucurat sûresinin 14'üncü Ayet-i Kerimesinde. Peygamber Efendimiz (SAV)'in elini öpüpte O'nun önünde yüksek sesle "la ilahe illallah Muhammedun Resullullâh" diyen Araplardan bahsediyor. Araplar dediler ki;

"Biz mü'min olduk"

Habibim onlara de ki;

“Hayir, siz mü'min olmadiniz. Mü'min olduk demeyin, ancak Islam dairesine girdik deyin. Çünkü henüz kalbinize iman yazilmadi.

Bir insanin kalbine iman yazilmadikça Allah'u Teala o kisiyi, kendisi ne kadar mü'min oldugunu iddia ederse etsin, mü'min kabul etmiyor. Soruyorsunuz sokaktan geçen adama:

-Mü'min kimdir? Allah'a inanan mü'mindir, diyor. Allah'a inanan henüz mü'min olmanin birinci kademesindedir. Söyledigimiz bütün kademeleri asacak; mürsidine ulastiginda onun önünde tövbe ettigi gün Mücadele sûresinin 22'nci ayet-i kerimesine göre Allah onun kalbine imani yazacak ve kisi o zaman mü'min olacaktir.

Ve ketebe fiy kulubihimül'iymane " buyuruyor Allah'ti Teâlâ

“Onlarin kalplerine imani yazariz.”

Mü'min olmanin insani mutlaka cennete ulastiracagina dair Mü'min Sûresinin 40'inci ayet-i kerimesinde Allah'u Teâlâ diyor ki: Onlar ki islah-i nefse baslamislardir, onlar mü'minlerdir; kadin olsun, erkek olsun Allah o mü'minleri cennetine koyacak ve hesapsiz riziklandiracaktir.

Allah'in söylediklerinin disinda insanlar birçok seyi uydurmuslar ve onlarin dogru olduguna inanmislar. Ezelde Allahu Teâlâ Adem A.S.'i yarattigi zaman meleklerin ve cinlerin hepsine:

“Secde edin!” dediginde iblis secde etmiyor ve Allah'u Teâlâ diyor ki:

“Seni cehennemde sonsuza kadar cezalandiracagim."

Bunun üzerine iblis Allah'u Teâlâ'ya:

“Kiyamet gününe kadar bana yasama müsaadesi ver. Yarabbi, bana bu müsaade verirsen kiyamet günü onlarin çogunu sana sükreder bulmayacaksin" diyor.

Mü'min olmak bir baska standartta daha tarif ediliyor Allah'u Teâlâ tarafindan Sebe sûresinin 20'nci ayet-i kerimesinde:

"seytan insanlara olan vaadini yerine getirdi. Kiyamet günü mü'minleri olusturan bir firka hariç bütün firkalar seytana kul oldular."

Buradaki ifadede Allah'u Teâlâ:

“Kiyamet günü seytan insanlara olan vadini yerine getirdi."

diyor. Allah'a göre kiyamet günü gelecek zaman degil, geçmis zamandir. Allah zamanin bütün parçalarinda hakimdir. Öyleyse Allah'a göre kiyamet çoktan yasanmis, bitmis bir olgudur. Ve kiyamet gününden bahseden Allah'u Teâlâ Sebe Sûresinin 20'nci ayet-i kerimesinde:

“Seytan kiyamet günü insanlara olan vaadini yerine getirecek demiyor; yerine getirdi”

diyor. Allah'a göre geçmis zaman. Mü'minleri olusturan bir tek firka hariç bütün firkalar seytana kul olmuslar. Yani cehenneme gidecekler.

Peygamber Efendimiz (SAV)'e: "Ey Allah'in resulü kaç tane firka var ?" diye soruyorlar. O da diyor ki: "benim ümmetim yetmisüç firkaya ayrilacak, demek ki yetmisüç firkadan yetmisikisinin kurtulmasi söz konusu degil! Hepsi yanlis yoldalar, ama mü'minler dogru yolda. Meseleyi bu açidan inceleyen En'am sûresinin 152 ve 153'üncü ayet-i kerimelerine baktigimizda, Allah'u Teâlâ diyor ki; "hepiniz Allah ile olan ahdlerinizi, (Allah'a verdiginiz yemininizi, misakinizi ve ahdinizi) mutlaka yerine getirin, iste bu Sirat-i Müstakiym’in üzerinde bulunmaktir. Sakin ola ki Sirat-i Müstakiym’in disindaki firkalardan herhangi birisine tâbi olmayin. Çünkü bu yollar sizi Allah'in Sirat-i Müstakiym’inden ayirir ye seytana kul eder. Cehenneme götürür." Öyleyse iki ayet-i kerimede de 73 tane firkadan kurtulusa ulasabilecek olani sadece bir tanesidir. Birinci ayet-i kerimede "mü'minler" adi ile, ikinci ayet-i kerimede "Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunanlar" olarak geçiyor.
Demek ki mü'min olabilmek için mutlaka Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunmak lâzimdir. Kim Sirat-i Müstakiymin disinda ise o kisi mü'minler safinda mütalâa edilmiyor. Allah'u Teâlâ tarafindan olgu bu kadar net ve açik. Bir insan "ben mü'minim" diyorsa, o insan Sirat-i Müstakiym’in üzerinde midir? Allah ona bakar. O kisi yetmis üç firkadan Sirat-i Müstakiym’e tâbi ise MÜ'MIN'dir. Bir insanin ruhu ne zaman Sirat-i Müstakiym üzerinde bulunur? Allah'u Teâlâ bunun kesin cevabini Fatiha süresinin sonunda veriyor: “iyyakenestain” diyor

“Yalniz senden istiane isteriz”, (mürsidimizi yalniz senden isteriz).
Niçin ?

“ihdinas siratel müstakiym”

“Bizi sirat-i müstakiyme ulastirman için”

Günde kirkbes defa Allah'a Zatina ulasmak için müracaatta bulunuyoruz ama bunun ne anlama geldiginin farkinda bile degiliz. Ve Allah'u Teâlâ bunun ötesinde Sirat-i Müstakiymin neleri içerdigini, ne oldugunu anlatiyor:

"Siratelleziyne”

“O yol ki",

“en'amte aleyhim”

"(baslarinin) üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur."

Nedir bu nimet? Al-i Imran Suresi 164'üncü ayet-i kerime:

“(Bütün devirlerde yasayan) insanlarin arasinda mü'minlerin (baslarinin) üzerine bir nimet olmak üzere mürsidleri baas ettik”

diyor. Mü'minlerin baslarinin üzerine bir nimet ne demektir? Bir insan mürsidine ulastigi gün o kisinin basinin üzerinde mürsidinin ruhu olusur bir nimet olarak. Kimin basinin üzerinde bu nimet varsa, mürsidine kim ulasmissa o kisi Sirat-i Müstakiymin üzerindedir.

“gayril magdubi aleyhim”

“Senin üzerine gadap duyduklarinin yolu degildir.”

Allah'in gadap duydugu, yani cezalandirma isteminde bulunacagi, kisiler, acaba bu tek firkadakiler mi? Yoksa onun disindaki 72 firka mi? Allah, emirlerini yerine getirmeyenlere, cehenneme gitmenin kesin sartlari altinda bulunanlara gadap duyar. Bu da yetmisiki firkayi temsil eder. Ve sonuçlaniyor daha da kesin ve açik bir ifade ile:

“veleddallin”

“Ve dalâlette olanlar da”

Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunamazlar. Bu on ayet-i kerime bize mürsidine ulasamayan kisinin dalâlette oldugunu gösterdi. Mürsidine ulasamayan bir kisi dalâlette ise ve o insan Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunamiyorsa ve sadece Sirat-i Müstakiymin üzerinde bulunanlara Allah'u Teala mü'min diyorsa, cennete gidecek olanlarin da mü'min olanlar oldugunu söylüyorsa kim bunun aksini iddia edebilir? O zaman bir defa daha soruyoruz:

MÜRSID FARZ MIDIR?

-EVET, MÜRSID FARZDIR.

 
 

Bu Site   www.İslamGemisi.com Tarafından Yapılmıştır